26 Şubat 2008 Salı

İnceleme: Burnout Paradise (PlayStation 3)



Yazan: Ömer
Tür: Yarış
Multiplayer: Var
Yapımcı: Crterion Games
Dağıtımcı: Electronic Arts
PEGİ: 3+

Yarış oyunları her zaman oyun sektörünün en çok alıcısı olan oyunları olmuştur. Yarış oyunları arasında bazı oyunlar vardır ki diğer oyunlardan kendini sıyırır ve yarış oyunlarını sevmeyen insanları bile ekran başına oturtur. Burnout serisi bu tarz oyunlara çok güzel bir örnektir. Yarış ve hız merakının yanı sıra kaza yapma anının heyecanı ve keyfini oyun dünyasına getiren ilginç bir seridir Burnout. Serinin her oyunu kendini geliştirmeyi bilmiş ve yapımcı firma Creterio getirdiği yeniliklerle Burnout serisini taze ve uzun süre oynanan bir oyun olarak tutmayı başarmıştır.

Burnout Paradise kuşkusuz serinin en büyük değişimini geçirmiş oyunu. Bu değişimin kaynağı da oyuna adını veren Paradise City. Yarış severler için cennet olarak nitelendirilen bu şehir daima heyecan olan ve hiç durmayan devasa bir şehir. Eski Burnoutlardaki gibi yarışları haritadan seçip oynamıyoruz artık. Kendimiz aracımızla şehirin istediğimiz yerine yolculuk yapabiliyoruz. İstediğimiz yarışlara aracımızı sürerek gidiyor ve canımız sıkıldığında müsabakaları bir kenara koyup Paradise City'de istediğimiz gibi hız yapıp eğlenebiliyoruz. Macera oyunlarında sıklıkla görmeye başladığımız sandbox oyun tarzı (Sandbox oyunlar: Bulunduğunuz mekanda istediğiniz gibi gezinip istediğiniz şeyleri özgürce yapabildiğiniz oyunlar, Gran Theft Auto gibi) bir yarış oyununa ancak bu kadar güzel adapte edilebilirdi heralde. Burnout serisi sadece yarış değil kaza yapmayı da eğlenceli bir hale getirdiği için bu değişim oyuna büyük bir lezzet katmış. Paradise City tamamen bu kıstaslar üzerine kurulmuş çok eğlenceli bir şehir.

Müsabakalar ise şehirin her yerine dağılmış durumda. Yollarda karşınıza çıkacak olan her bir trafik ışığında bir müsabaka var. Müsabakalar bir kaç ana daldan oluşuyor ve ekranda görebileceğiniz küçük haritada trafik ışıklarının olduğu dönemeçlerde değişik renklerle hangi tarz müsabakalara girebileceğiniz açıkça gözüküyor. Herhangi bir trafik ışığına gidip R2 ve L2 tuşlarına aynı anda bastığınızda müsabakaya katılıyorsunuz.



Mavi renkle belirtilmiş olan köşelerde bildiğimiz basit yarışlara katılabiliyoruz. Bu yarışlar bulunduğunuz noktadan başka bir noktaya kadar olan yarışlar ve diğer yarışçılardan önce bitiş çizgisine ulaşmanız gerekiyor. Yarış sırasında rakiplerinizi yolun dışına iterek veya başka araçlara çarptırarak turbo kazanabiliyorsunuz. Ayrıca yarışı istediğiniz istikametten giderek bitirebiliyorsunuz. Bu da yarışları bile istediğiniz gibi şekillendirmenizi sağlıyor.

Kırmızı renkteki köşelerde Road Rage adındaki müsabakalara katılıyoruz. Road Rage'de belirli bir süre içerisinde belirli sayıdaki rakibi takedown yapmamız gerekiyor. Takedown demek rakip araca kaza yaptırıp oyundan egale etmek demek. Road Rage sırasında bir aracı takedown yaptığınızda bir miktar süre kazanıyorsunuz. O yüzden bu müsabakada süreden çok aracınızı sağlam tutmanız önemli. Üç kere kaza yaptığınızda aracınız kritik hasar almış oluyor ve yarış sizin için bitiyor. Eğer haritada ingiliz anahtarı simgesi ile gösterilen tamir bölgelerinden geçerseniz aracınız yenileniyor. Road Rage'de hangi yöne gittiğinizin bir önemi olmadığı için, tamir noktaları arasında yol almanız çok faydalı olabilir.

Yeşil renkteki köşeler Stunt Run müsabakaları. Stunt Run'da belirli bir sürede belirli bir puanı kazanmaya çalışıyoruz. Puanları yaptığınız riskli hareketler sayesinde alıyorsunuz. Rampalardan uçmak, drift dediğimiz aracı kaydırarak virajları almak veya çok aşırı hızlara ulaşmak gibi bir çok seçeneğe sahipsiniz. Fakat bu müsabakalar gerçekten zor ve yüksek puanlar almak için yüksek uçuşlar yapmalı ve haritanın değişik yerlerine dağılmış olan Burnout tabelalarını parçalayıp x2 puan arttırıcıları bulmalısınız. Bu müsabakalara girmeden önce o bölgede daha çok nerelerden puan alabileceğinizi hesaplayıp da yarışa başlamanızı tavsiye ederim.

Sarı renklerdeki köşeler Marked Man adındaki müsabakalara ait. Marked Man'de bir yerden bir yere tek parça olarak varmaya çalışıyoruz. Süre sınırlaması olmasa da sizi indirmeye çalışan delirmiş sürücüler başınızın belası olacaklar.

Son olarak da turuncu renkteki köşeler özel yarışlar için. Bu köşelerde sadece belirli bir araçla yapabileceğiniz Burning Route yarışı var. Bu yarışlarda belirli bir sürede bir yerden bir yere ulaşmaya çalışıyorsunuz. Eğer başarabilirseniz kullandığınız aracın modifiye edilmiş yeni bir versiyonu kolleksiyonunuza katılıyor.

Oyunda aynı eski Burnout'larda olduğu gibi zamanla açabileceğiniz onlarca araç var. Müsabakaları bitirdikçe yeni açılan aracın Paradise City sokaklarında dolaştığı haberini alıyorsunuz. Bu haberi duymak o aracı kullanmak için yeterli değil. Sokaklarda gezinirken o aracı gördüğünüzde yakalayıp indirmelisiniz. O zaman araç kolleksiyonunuza katılıyor. Sahip olduğunuz araçları görmek veya değişik bir aracı kullanmak için haritada bulabileceğiniz araba mezarlığına gidip istediğiniz aracı seçebilirsiniz. Araçlar listenize yeni eklendikleri zaman en azından bi kere tamirhaneye gidip aracı yenilemelisiniz. Ondan sonra araba mezarlığında aracın desen ve renklerini değiştirme şansına sahip oluyorsunuz.

Oyunda D sınıfı ehliyetle başlıyorsunuz ve A'ya kadar çıkıyorsunuz. A sınıfı ehliyetten sonra oyunun yaklaşık %30-40'ını bitirmiş olabilirsiniz. Asıl zor olan %60'lık bölümü daha yeni başlıyor. A sınıfı ehliyetten sonra uzun bir süre Paradise City özel ehliyetini almak için uğraşacaksınız ve ötesinde Elite tipi ehliyete kadar süren uzun bir yol var. Oyun gerçekten dopdolu ve uzun. Oyunu % 100 bitirmeyi düşünenlere şimdiden kolaylıklar diliyorum.



Paradise City sokaklarında dolaşırken istediğiniz zaman Start tuşuna bastığınızda ana menüye geliyorsunuz. 3 ana başlıktan oluşan bu menüde oyunun detaylarını görüp bazı ayarlamaları yapabilirsiniz. Bu başlıklar sırası ile şunlar;

Driver Details: Ehliyetinizi ve şu andaki durumunuzu görmeye yarayan bölüm. Burada License bölümünde oyunun ne kadarını tamamladığınızı, kaç arabaya sahip olduğunuzu, kaç müsabakaya katıldığınızı vs. görebelirsiniz. Records bölümünde şu ana kadar yaptığınız en iyi drift, en yüksek uçuş gibi rekorlarınızı görebilirsiniz. Son olarak da Discovery bölümünde oyunda kaç uçuş rampasını, kaç dur tabelasını indirdiğinizi veya kaç Burnout tabelasını parçaladığınızı görebilirsiniz.

Under the Hood: Burada oyunun Save/Load seçenekleri ve ayarlarına ulaşabilirsiniz.

Paradise City Online: Burada da online skorlarınızı ve geçmişinizi görebilirsiniz.

Burnout Paradise online oyunlara da büyük bir değişiklik getirmiş. Oyunu online oynamak istediğinizde diğer oyunlarda olduğu gibi bir menüye ve oradan da bir lobi ekranına gitmiyoruz. Oyunda istediğiniz zaman sağ yön tuşuna basıp online oyuna bağlanabilir ya da yeni bir online oyun yaratabilirsiniz. Oyun o anda bulunduğunuz yerde online oyunu başlatıyor. Yani ne bir yükleme ekranı ne de bir lobi ekranına geçiyoruz. Paradise City'nin kendisi lobi ekranı oluyor bile diyebiliriz.

Online olarak da aynı tek kişilik oyundaki gibi bir özgürlüğe sahipsiniz. İstediğiniz gibi dolaşabilir istediğiniz zaman bir yarış veya müsabaka başlatabilirsiniz. Online olarak normal yarışlar dışında çok değişik müsabakalar başlatabiliyorsunuz. Oyuncu sayısına göre değişik müsabakalar var ve multiplayer oyunların tümü çok zevkli.




Bu arada tüm yarış tiplerinden bahsettik ama Burnout serisinin ünlü kaza yapma bölümü olan CRASH'den bahsetmedik. Crash, Paradise'da Showtime adı ile geliyor. Showtime için özel bir yarış tipi yok, aslında showtime bir müsabaka tipi bile değil artık. Oyunda istediğiniz anda L1 ve R1 tuşlarına aynı anda basarak showtime'a geçiyorsunuz. Aracanız aynı eski Crash'de olduğu gibi patlıyor ve diğer araçların üzerine doğru yönlendirebiliyoruz ve araçların üzerinde değerleri rakamlarla belirtiliyor. Eski oyunlardan farklı olarak bu patlamayı X tuşuna tekrar tekrar basarak devam ettiriyor oluşumuz. Yeni bir araca çarptığınız sürece kombo devam ediyor ve tekrar X tuşu ile patlayıp ilerlemeye devam ediyoruz. Showtime çok eğlenceli olmuş ve 15 dakika boyunca haritanın bir köşesinden öbürüne patlayarak ve hoplayarak gitmek mümkün. Fakat eskisi gibi offline multiplayer crash müsabakası yapamıyor oluşumuz çok üzücü.

Oyun tüm bu içeriği muhteşem grafikler ve bir o kadar muhteşem fizik yapısı ile bizlere sunuyor. Oyunda görsel olarak rahatsız edici veya kötü diyebileceğiniz neredeyse bir texture bile yok. Araçları sadece sürerken değil kaza yapıp hurdaya çevirirken de bu oyunu ne kadar başarılı bir takımın yarattığını anlıyoruz. Araçlarımız kaza sırasında tuzla buz olurken camların parçalanması, kaportanın içeri geçmesi, aracın darbelerin şiddeti ile konserve kutusu haline gelmesi muhteşem yapılmış. Ayrıca kazalardan sonra değişik açılardan, kazayı ve aracımızın attığı taklaları görebileceğimiz kameralarda oyunu görsel açıdan zenginleştirmiş.

Burnout Paradise şu anda piyasadaki en başarılı ve eğlenceli yarış oyunlarından birisi. Kalitesi her oyunda biraz daha yükselen Burnout serisi Burnout Paradise ile yeniden parlıyor diyebiliriz.

Hem PS3 için hem de 360 için kaçırılmaması gereken bir oyun olan Burnout Paradise'ı şiddetle tavsiye ediyorum. Hepinize bol oyunlu günler.


















Grafik: 5
Ses: 5
Genel: 5

İnceleme: Metroid Prime 3: Corruption (Nintendo Wii)



Yazan: Ömer
Tür: Aksiyon
Multiplayer: Var
Yapımcı: Nintendo
Dağıtım: Nintendo
PEGİ: 12+

Daha önce Warioware ve Legend Of Zelda'nın Wii'de çok daha fazla eğlendirmesi kontrol açısından bulabildiğimiz kanıtlardı. Bir kanıt da ses ve grafikler için verelim dedik...

Şöyle bir geçmişe baktığımda en sıkıntı çekmeden oyun yapan firmanın Nintendo olduğunu gözüm kapalı söyleyebilirim. Çünkü o kadar çok ürettikleri karakter ve oyun var ki, sandıklarını biraz karıştırınca hemen "şunu yapalım, zaten uzun süredir dokunmamıştık, tozlanmış üzeri" deyip oyunu çıkartıveriyor ve üzerinde bir iki sene çalışıp mükemmel bir oyunlarını da önümüze koyuyorlar. Kendileri uğraşmak istemezlerse de ikinci parti firmalarından birisine işi atayıp, daha güzel bir iş çıkartmalarını sağlıyorlar (Bkz: Pokémon serisi). Bugün ki inceleme konumuzda bu oyunlardan birisi olan, Metroid Prime Corruption.

Metroid serisi evrim geçirip üçüncü boyuta geçtiğinde ismi Metroid Prime olarak değişmişti hatırladığımız gibi. İlk oyun Gamecube'e çıkıp hepimizi sarsmıştı, hemde ne sarsma... Birinci kişi bakış açısından oynadığımız bir Adventure oyunu vardı karşımızda. Bunun çok rastlanan bir durum olmaması bir yana, oyunun aksiyonu bol, bulmacaları zorlayıcıydı yani tam anlamıyla mükemmel bir oyundu. İkinci oyunda ilk oyunun kaldığı yerden kelle avcısı Samus ile bu sefer daha kasvetli bir ortamda yolumuzda ilerlemiştik. "Japonlara FPS sevdiren oyun" olarak da bilinen Metroid Prime'ın ikinci halkası ilk oyunun üzerine pek bir şey katmadığı için fazla sarsıcı değildi ama ilk oyunda mükemmel olan her şey bu oyunda da mükemmeldi. Retro Studios başka Metroid oyunu yapmamayı planlıyordu fakat gelen fan baskısı ve Nintendo'nun serinin yarım kaldığını, müthiş bir finalle bitmesi gerektiğini düşünmüş olsa gerek, üçüncü oyununda bizimle buluşması çok uzun sürmedi.

İkinci oyunda pek fazla gelişim olmadığını gören Retro Studios sanırım "mükemmel olduğumuz yerden abanalım" felsefesi ile başlamış olsa gerek oyuna, oyunun zaten şahane olan özellikleri "artık daha iyisi yapılamaz" dedirtiyor bize.

Rot, balans ayarı, Direksiyon ayarı, Wii-Mote ayarı ?(!):

Wii'nin pazara girerken ki en büyük silahı, hiç kuşkusuz tamamıyla yenilenmiş, eşi olmayan kontrol sistemiydi ve bu kontrol sisteminin en etkin biçimde FPS oyunlarında kullanılacağını hepimiz adımız gibi biliyorduk (Hala FPS açısından kullanılan ışın kılıcı fantezisi güdüyorum, LucasArts duy sesimi!). Oyunda bizi daha öncede mükemmel olan kontrollerini Wii-Mote'un marifetleri ile birleştirerek tabiri caizse bağrımızdan vuruyor. Oyuna ilk başladığımda "bu ne biçim konsol FPS'si, nasıl bu kadar rahat olabilir?" demeniz kuvvetle muhtemel. Benim ilk tepkim bu oldu en azından. Bir kere kesinlikle klavye + Mouse ikilisinden çok daha rahat bu kontrol şeması. Fakat diğer FPS oyunlarında bir zorluk vardı, bu da bizim fazla havaya girip Wii-Mote’u ekranın alakasız yerlerine tutup ekrandaki imleci saçma yerlere götürebiliyorduk. Retro Studios önceden bunu kestirmiş olacak ki oyun dizginleri kontrol konusunda asla elden bırakmıyor. İmleci en fazla ekranın kenarına bir santimetre kalana kadar yaklaştırabiliyoruz (Ya da ben abartmadım kontrol işini =). Sürekli bir biçimde imleç ekranın ortasında kalma eğilimi gösteriyor, hani arabalarda direksiyonu kırdıktan sonra tekrar merkez noktasına döner ya direksiyon, tıpkı onun gibi bir şey bu. Daha açıklayıcı olabilir miyim bu konuda bilemiyorum.



Diyebilirsiniz ki "kardeşim ben tam kontrol isterim!" inanın bana konu Metroid Prime ise istemezsiniz. Bu teknolojinin adı nedir bilmiyorum, hatta bir teknoloji olduğundan bile şüpheliyim, (bana kalırsa Wii'nin ilahi güçlerinden biri bu da) kontrolü inanılmaz derecede kolaylaştırıyor.

Az mı cilaladık acaba, yoksa siyaha mı boyasak?:

Metroid Prime’ın ilk oyundan beri başarılı olduğu bir diğer konu ise grafikleriydi kesinlikle. GameCube’ün neler yapabileceğini bize gösteren ilk oyunlardan birisi olması yanında, sektöründe en iyi grafikli oyunlarındandı. Hatta serinin ikinci oyununda gelişen tek şeyin grafikler olduğu kabul gören bir söylemdir. Gelişen grafikler diye bahsettiğim şeyi tabii ki MGS3 ile MGS4 arasındaki fark gibi algılamamak gerekli, sonuçta Nintendo sadece eski donanımının iki katı güce çıkmakla yetindi bu nesilde. Yeni konsolun yapabileceklerini ilk gösteren oyunda yine Metroid oldu sanırım. Işıklandırmalar, gölgeler, kaplamalar daha saymayı unuttuğum bir çok grafiksel unsurda kayda değer gelişme yaşanmış. Şimdilik Wii'nin en iyi grafikli oyunu olduğu kesin en azından. Yine de beni rahatsız eden bir konu var, değinmeden edemeyeceğim. İlk oyunda cıvıl cıvıl renkler gördük "yuppiiii" dedik, ikinci oyunda daha kasvetliydi etrafımızdaki objeler, tema gereği dedik. Ama bu sefer biraz fazla kararmış sanki... Tamam bu oyunun teması daha karanlık ikinci oyuna göre, hatta düşmanlarımızdan birisi bile bizim karanlık versiyonumuz ama oyun gittikçe kararıyor Retro, grafik hatalarını saklamak için yapıyorsan hiç yapma şahin gözlerimizden kaçmaz hiçbir şey. Hadi git şimdi dersine çalış biraz daha.

Ses sisteminede bir el atalaım yahu:

Nintendo oyuncularının artık özümsediği, Xbox, Sega, Playstation oyuncularının önünde "olamasa da olur, ne olmuş yani? Kratos böğürünce çok mu haz alıyorsunuz? (alıyorsunuz biliyorum) diyip boynunu bükmesine sebep olan bir konuydu karakterlerin tümünün dilsiz olması. Hani seslendirmeler ile gelmeseydi de içerlemezdik artık, hatta korkmuştuk bile "kötü seslendirip berbat edecekler oyunu" diye ama bu sefer düşündüğümüz gibi olmadı. Seslendirmeler gerçekten kaliteli olmuş, bu iş de çok iyi kotarılmış Retro tarafından. Zaten serinin her oyunundan sonra birde Soundtrack çıkartılabilecek kadar iyi müzikleri vardır, bu oyunda da müzikler eski kalitesinde, hatta artık Midi yerine MP3 kullanılabildiği için daha da kaliteli. Seslendirme konusundaki endişelerimizi haksız çıkarttığı için Retro'yu alnından öpüyor, aslanım benim hep böyle ol deyip bir güzelde gaz veriyorum.

Neden Internet koymadınız ya bu arabaya?:

Gazı alan Retro şımardı tabii, tembelliğe vurdu işi. Hani bizim multiplayer'mız Retro? Ayıp ettin bak şimdi... Multiplayer mod eklesen Halo kadar sarsıcı olacaktı ne güzel oyun. Gerçi suç sende değil diye tahmin ediyorum, Nintendo'nun online oyunlara bakışı nedense hala soğuk hatta açıklamayı yapan şahsı hatırlamıyorum fakat "bizim oyuncularımız arkadaşlarıyla yan yana gelip oyun oynamayı seven kişiler" demişti zamanında. Hayır kardeşim, hiçte öyle değil. Ben Amerika’daki beş yaşındaki Jimmy’nin de, Japonya’daki yetmiş yaşındaki Sakura teyzemin de hakkından gelmek istiyorum yeri geldiğinde. Olmamış bu...



Buram buram alın teri ve profesyonellik kokan bir oyun karşımızdaki. Metroid serisi iyi İngilizce gereksinimi ve kafa patlatılmadan çözülmeyen bulmacaları yüzünden, daha çok vur vur inlesin tarzı oyunlardan hoşlanan oyuncularımız tarafından pek tercih edilmeyen bir seri olmuştur hep fakat bu mükemmelliği gölgelemiyor tabii ki. Zorluktan hoşlanan her oyuncuya tavsiye edebileceğim, oynanmasa bile arşive koyulup arada kitapçığı okunası, ana menü açılıp giriş müziği dinlenesi bir oyun kesinlikle.





















Grafik: 5
Ses: 5
Genel: 5

İnceleme: Ace Combat 6: Fires of Liberation (Xbox 360)



Yazan: Ömer
Tür: Simulasyon
Multiplayer: Var
Yapımcı: Namco
Dağıtımcı: Namco
PEGİ: 12+

Özellikle Top-Gun veya pek çok B sınıfı Amerikan savaş filmini izleyerek büyüyen bir neslin bir dönem çocukluk hayali olmuştur savaş uçağı pilotu olmak. Kimilerimiz o hayalin peşinden gitmiştir kimilerimiz ise pilot olma yolunda türlü engellere takılmıştır. Çoğumuz ise unutup gitmişizdir. İşte şimdi anısını hatırlayan herkes için o hayali zihninize yansıtmak için yeni bir fırsat Ace Combat.

Git meleklerle dans et

Öncelikle oyunun konusundan biraz bahsetmek istiyorum. Slav aksanıyla konuşan bir takım kötü adamların Amerikan aksanıyla konuşan diğer bir takım adamların ülkesini işgalini konu alan oyunumuzda küçükken izlediğiniz filmlerde ne varsa hepsi mevcut. İyiler, kötüler, gerçek hayattan alınmış uçaklar, kötü adamların kullandığı ve kağıt üzerinde daha iyi duran diğer başka uçaklar, her şeye artist cevaplar veren wingman'iniz, esprili telsiz konuşmaları, olayların sürekli sizin etrafınızda dönmesi, devasa fütüristik uçan uçak gemisi(!), sarışın kadın, karşı tarafın esas pilotu gibi gözlerinizin arayacağı her detayı bulabiliyorsunuz. Siz yukarda heyecanlı görevleri peşi sıra icra ederken aşağıda bölüm aralarında kısa videolarla size anlatılmaya çalışılan bir hikaye devam etmekte. Ancak sizin oyun boyunca yaptıklarınızla uzaktan yakından bir alakası yok. Hatta tam bir pembe dizi kıvamında.

Gökyüzünde yapabilecekleriniz ise adeta kafanızdaki savaş pilotunun hayat bulması için tasarlanmış. Oldukça inandırıcı grafikler ve efektler eşliğinde tam da kafanızda yarattığınız şekilde bir pilot olma şansınız mevcut. Özellikle yaratılan yeryüzü manzaraları görsel açıdan çok başarılı ve görüş mesafeniz de oldukça geniş. Uçuş dinamikleri ise ne bir simülasyon oyunu gibi sizi sıkacak kadar detaylı ne de After Burner oynuyormuşcasına yapay. Görev sonrası replay’lerle oyundaki Top-Gun vari sinematik hava iyice pekiştirilmiş. Ace Combat'ın Xbox 360'la başlayan yeni nesil serüveni gerçekten iyi bir giriş yapmış.

Başlamadan önce tutorial bölümlerine mutlaka göz atmanızı öneririm. Özellikle daha önce bu tarz bir oyun oynamadıysanız oyunun kontrollerini tamamen arcade tarzı "kolu sağa itince uçağın sağa gitmesi" şeklinde açıklanabilecek şekilde de ayarlayabiliyorsunuz. Ancak bunun eğlenceli olduğunu söylemek pek mümkün değil.



Bir uçak, 200 misil

Oyuna ilk başlağınızda bir kaç bölüm boyunca hepimizin artık aşina olduğu F-16C'leri kullanmak durumundasınız. Ancak daha sonra devam eden 15 bölüm boyunca Mirage'dan Tornado'ya, F-14, F-4, F-117 ve F-22 gibi pek çok uçağı kullanmaya hak kazanıyorsunuz. Serinin önceki oyunlarından daha az uçak çeşidi bulunsa da beklentileri karşılamak için fazlasıyla yeterli. Hoşunuza gidebilecek bir detay ise oyun simülasyon kontrolleri yansıtmasa da istastik ekranında daha zayıf gözüken F-16 gibi bir uçakla çevrim içi oyunlarda pek çok pilotu ağlatabilme potansiyeliniz var. Bu da belli başlı savaş uçuşu dinamiklerinin oyunda geçerli olduğu anlamına geliyor. Ayrıca görevlere başlamadan önce hem wingman'ininiz hem de kendiniz için uçak seçtiğiniz gibi bir de silah seçimleri yapıyorsunuz. Bu şekilde kendiniz kara hedeflerine odaklanırken wingman’inizi hava hedefleri için donatabiliyorsunuz.

Wingman’inizden bahsetmişken aldığınız hedefe göre ona saldır veya koru gibi basit komutlar verebilmektesiniz. Ancak bir de Allied Assault ve Allied Cover komutları var. Belli sayıda düşman veya hedef vurduğunuzda bir bar doluyor ve boşalana kadar siz bu komutları verebiliyorsunuz. Allied Assault komutu verdiğinizde o an görüş alanınızda olan mevcut tüm hedeflere sizin tarafınızda savaşan diğer uçaklar tarafından saldırı yapılıyor. Bu an oyunda belki de görsel olarak en başarılı ve epik anlardan biri. Allied Cover ise sizi korumaları için verdiğiniz bir komut ve inanın buna ihtiyacınız oluyor. Yazının başında olayların sizin etrafınızda döndüğünü söylemiştim. Bu durum sadece telsiz mesajlarıyla sınırlı değil. Savaşların büyük çoğunluğunda düşman uçaklarının bir numaralı hedefi sizsiniz. Hatta zorluk derecesinin en yüksek olduğu durumda bütün müttefikleriniz uyurken düşman adeta yağmur olup üzerinize yağıyor. Sırf bu nedenle bazı görevler saç baş yoldurtacak kadar zorlaşabiliyor. Simülasyon olmasa bile üzerinize gelen ondan fazla misilden kaçınmak çoğu zaman pek mümkün değil.

Blackout

Oyunda ne kadar başarılı bir uçuş dinamiği mevcut olsa da single player modunda düşman yapay zekasının bocaladığını özellikle ilerki bölümlerde ister istemez fark ediyorsunuz. Şöyle bir örnek vermek gerekirse; düşman uçağıyla dog fight’a başlayıp loop’lar yapmaya başladığınızda karşınızdaki düşman uçağı durumu kavrayıp arkanıza geçmeye çalışıyor. Ancak altınızda F-14 gibi hızlı bir uçak varsa hiç stall olmadan sürekli High-G loop’lar yapmaya başlarsanız anlamsız bir biçimde burun üstü üzerinize gelerek size çarpmaktalar. Elbette böyle bir şey bir simülasyon oyununda olamayacağından bazen yadırgayabiliyorsunuz. Bu durumlarda hava freni yapıp düşmanı önünüze alarak parmağınızı topunuzdan çekmemenizi tavsiye ederim. Bu hareketin Top-Gun’da olan klişelerden birine gönderme olması oldukça olası.



Görevlere başlamadan önce briefing’leri iyi okumanız çok önemli çünkü ne tip bir uçak kullanmanız gerektiğine görevin hedefleri gereği karar vermeniz en sağlıklısı olacaktır. Manevra kabiliyeti ya da hız, kara veya hava hedefleri için farklı odaklanmış uçaklar kullanmanız en mantıklısı olacaktır. Yine de oyunu bütün zorluk derecelerinde en az bir kez bitirmiş biri olarak söyleyebilirim ki “tank katili” diye anılan eski bombardıman uçağı A-10 oyunda en çok kullandığım uçakların başında geldi. İçinde bulunduğu atmosfer düşünüldüğünde görevlerin sıkıcı olduğunu söylemek zor. Zaten oyun da fazla uzun değil.

Kartallar yüksek uçar

Yeni nesile geçen Ace Combat çok büyük yenilikler yapmadan konsollarımızı ziyaret etmiş. Ancak içerdiği aksiyon ve neredeyse gerçek gibi gözüken uçuş görselleriyle gerçekten göz dolduruyor. İsterseniz Maverik olun isterseniz Yüzbaşı Pilot “Oyuncu”. Zihninizdeki pilot belki ilk kez gerçekten kanatlanıp uçacak. Görsellere eşlik eden sesler ve müzikler ise uçarkenki epik havaya azami katkı sağlıyorlar. Menülerin biraz fazla sade kalması ve senaryonun hafif çuvallaması dışında sizi rahatsız edecek hiç bir şey yok. Zaten bir kez uçmaya başlayınca herşeyi unutuveriyorsunuz. Benim gibi eski simülasyon kurtlarına dahi kendini oynatabilen eğlenceli bir yapım olmuş. Hala beğenemiyorsanız gidin meleklerle dans edin.




















Grafik: 5
Ses: 4
Genel: 4

Yoldakiler

Bu ay çıkacak PC, PS3 ve Xbox 360 oyunları.

PC



Devil May Cry 4
Capcom
Aksiyon
5 Şubat 2008



Conflict: Denied Ops
Pivotal Games
Aksiyon
12 Şubat 2008



The Club
Bizzare Creations
Aksiyon
15 Şubat 2008



Frontlines FoW
Kaos Studios
Aksiyon
25 Şubat 2008

PlayStation 3



Burnout Paradise
Criterion Games
Yarış
22 Ocak 2008



Turok
Propaganda Games
Aksiyon
5 Şubat 2008



Devil May Cry 4
Capcom
Aksiyon
5 Şubat 2008



FIFA Street 3
EA Sports BIG

Spor
18 Şubat 2008


Xbox 360



Burnout Paradise
Criterion Games
Yarış
22 Ocak 2008



Turok
Propaganda Games
Aksiyon
5 Şubat 2008





DM M&M: Elements
Aksiyon / RYO
Ubisoft
18 Şubat 2008

Haberler: Sony oyun bölümünde kan değişimi

Sony Computer Entertainment'ın dünya çapındaki stüdyolarının başında bulunan Phil Harrison, görevinden istifa etti. Sony, boşalan bölgeye Japon Kazuo Hirai'yi getirdi. Phil Harrison bu görevi tam 15 yıldır yapıyordu.

Söylentilere göre Phil Harrison, şuan Atari ile görüşme içindeymiş.


Haberler: Overlord PlayStation 3'e geliyor

Codemasters tarafından Xbox 360 ve PC için piyasaya geçen sene çıkan Overlord'un PlayStation için de yapım aşamasında olduğu açıklandı. Overlord'un PS3 versiyonu Raising Hell adını taşıyacak ve bu yaz piyasada olacak. Tabii ertelenme ihtimalinin olduğu da belirtildi.

Haberler: HD-DVD sürücüler 50$'a iniyor

Toshiba'nın artık HD-DVD üretmeyeceğini duyurduktan sonra Microsoft'da Xbox 360 için HD-DVD desteğini çektiğini duyurmuştu. Bugüne kadar üretilen Xbox 360 için HD-DVD sürücülerinin elden çıkarılması adı altında yeni bir kampanya başlatıldı. Daha önce 130$'a gerileyen bu HD-DVD eklentisinin fiyatı artık 49$. Bu hamle, en azından eldeki stokların eritilmesi adına yapılmış durumda. HD-DVD'nin geleceği olmadığından dolayı bu sürücüyle birlikte sadece şuana kadar çıkmış olan filmleri izleyebilirsiniz.

Fiyat güncellemesi Xbox.com tarafından da düzeltilmiş bulunuyor. HD-DVD eklentisinin Xbox.com'daki sayfasına buradan bakabilirsiniz.